Diğer

Çocukluk Tarihi

1.Çocukluğun Tarihi

 

1.1.Modern çocukluk

 

Elias, Uygarlaşma Süreci adlı çalışmasında çocuklar ve yetişkinler arasındaki toplumsal ve fiziksel uzaklığın uygarlık süreci geliştikçe çoğaldığını ifade etmiştir. Fakat bu süreç, tekdüze bir farkına varma süreci değildir, önemli kırılma anları ve siyasi problemler barındıran bir toplumsal süreçtir. Aydınlanma sürecinin, çocuğun farkına varılması anlamında ne kadar önemli bir kırılma noktası olduğu orta çağa bakınca daha iyi kavranmaktadır. Çocuk orta çağda bir yetişkin gibi görülmüştür. Çocukların bu durumdan sıyrılmaları ancak on yedinci yüzyılda gerçekleşebilmiştir. Ariés’e göre; çocukların yetişkin olarak görülmesinin temel sebeplerinden birisi, ailelerin çocuklarını birer yetişkinmiş gibi çalıştırmalarıdır. O dönemlerde yetişkinler çocukluğun ne demek olduğunu açıklayamıyorlardı (Akbaş&Topçuoğlu,2009, 95-103).

 

Çocukluğun daha anlaşılır hale gelmesi bir bakımdan da Rönesans Dönemi’ndeki gelişmelere ve icatlara dayanır. Bu icatlardan biri ise matbaadır. Bunun sağlaması da yapılırken öne sürülen düşünce, çocuğun yetişkinden uzaklaştırılmasıdır. Ancak bu kesin bir neden değildir (Akbaş&Topçuoğlu,2009, 95-103).

 

On dokuzuncu yüzyıl ile birlikte çocukluk kavramı artık daha belirgin hale gelmiştir. Toplumda çocukluk, yetişkinlikten önceki farklı bir dönemdir düşüncesi oluşmuştur. Bu nedenle çocuğun gelişimi ile ilgili hareketlenmeler görülmüştür. Bunlardan en somut olanı ise oyuncaklardır (Akbaş&Topçuoğlu,2009, 95-103).

 

Çocukluk ile ilgili yaşanan bu gelişmeler hep büyükler tarafından dizayn edilmiştir. Yani yetişkinlerin hazırladığı bir kalıp içerisinde gelişen bir çocukluktan bahsedebiliriz. Bunun yanı sıra çocukluğun tanımlanması da daha çok sosyo-ekonomik seviyesi üst düzeyde olan ailelerde başlamıştır. Yani çocukluğun tanımlanması ve gelişmesinde eşitsizlikler söz konusudur.

1.1.1.Modern devlet ve modern çocukluk

 

 Modern devlet anlayışına göre devlet ”geliştirici”, ”uygarlaştırıcı”, ”iyileştirici” ve ”eğitici” vasıflara sahip olmalıdır. ”Normalleştirici” bir görevi bulunmalıdır. ”Normal olmayan” bireylerin ise akıl hastaneleri, okullar, sosyal hizmet mesleği ve sivil toplum örgütleri vasıtasıyla rehabilitasyonunu sağlamalıdır. Bu modele göre her şey anlaşılır ve açıklanabilir olmalıdır. Denetimli ve disiplinli çalışmalar yürütülmelidir (Akbaş&Topçuoğlu,2009, 95-103).

Modern devlet, geleceğin ideal vatandaşlarını yetiştirmek amacıyla gelişim psikolojisinden yararlanmıştır. Devletin yararını sağlayacak vatandaşlar yetiştirilmelidir ve bunun ilk evresi de çocukların eğitimidir. Bu sebeple okullaşmanın başlangıcı aynı zamanda modern çocukluğunda başlangıcı olarak kabul edilir (Akbaş&Topçuoğlu,2009, 95-103).

 

1.1.2.Yirminci yüzyılda çocukluk

 

Bu yüzyılda, çocukluk ile ilgili tanımların daha açık ve belirgin hale gelmesine rağmen, çocukluğun yok edilmesi, azaltılması ve çocuğun tek kalmasına yol açmasının önüne geçilememiştir.

 

Bu yüzyıl görünürde gerçek anlamda bir çocuk yüzyılıdır. Bunun sebeplerinden biri 1989 yılında kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesidir. Ancak tüm bu ilerlemeler ve sözleşmelere rağmen çocuk istismar ve ihmalinin önlenmesi sağlanamamıştır. Gelişen toplum ile birlikte suça sürüklenen çocuklarda da artış görülmeye başlanmıştır. Bu durumların önüne geçilmesi için çocuk ile ilgili politikaların oluşturulması ve tüm bu süreç içerisinde çocuk ile birlikte hareket edilmesi gerektiği savunulmuştur (Akbaş&Topçuoğlu,2009, 95-103).

 

Bugün ise görülmektedir ki, çağımızda farklı çocuklar yaşamaktadır, fakat dikkatli bakıldığında, çocuklukla ilgili tek bir şey görmek mümkündür. Çağımız, Postman’ında ifade ettiği gibi, çocukluğun yok olduğu bir çağdır.

 

1.2.Çocuk İstismarı ve İhmali

 

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesinde; çocuğa uygulanabilecek kanuna göre henüz erken yaşta reşit olma durumu dışında sekiz yaşına kadar her insan çocuk kabul edilir (Tıraşçı&Gören, 2007, 70-74).

 

Çocuk istismarı ve ihmali, anne, baba veya bakıcı gibi bir yetişkin vasıtasıyla çocuğa uygulanan, toplumsal kurallar ve profesyonel kişilerce uygunsuz veya zarar verici olarak belirtilen, çocuğun gelişimini olumsuz anlamda etkileyen ya da kısıtlayan eylem veya eylemsizliklerin tamamıdır. Bu eylem veya eylemsizliklerin sonucu olarak çocuğun fiziksel, ruhsal, cinsel veya sosyal olarak zarara uğraması, sağlık ve güvenliğinin tehlikede olması söz konusu olmaktadır (Tıraşçı&Gören, 2007, 70-74).

 

Dünya Sağlık Örgütü’nün yapmış olduğu tanıma göre, çocuğun sağlığını fiziksel, psikolojik ve sosyal anlamda olumsuz etkileyen bir yetişkin veya toplum tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılan davranışlar çocuk istismarı ve ihmali olarak ele alınır. Çocuk istismarı sadece yetişkinler tarafından değil çocuğun yaşıtları tarafından da yapılabilir (Tıraşçı&Gören, 2007, 70-74).

 

Çocuk istismarına maruz kalma riski altında olduğu düşünülen bazı durumlar bulunmaktadır. Bunlar otorite kullanımı, alkol ya da madde kullanımı, dağılmış aile, genç yaşta annelik, kalabalık aile, düşük sosyo-ekonomik düzey, ailede çocuk istismarı öyküsü bulunması gibidir. Bütün bu risklere ek olarak çocuk koruma yasalarının yetersiz olması, toplumdaki sosyal eşitsizlikler, savaşlar ve medyadaki şiddet mevcut olan riskleri daha da arttırmaktadır (Güner, Güner& Şahan, 2010, 108-113).

 

Çocukların bedensel, zihinsel ve ruhsal sağlıklarına zarar veren, gelişimlerini kısıtlayan tutum ve davranışlar çocukları beş şekilde örseleyebilmektedir:

  • Fiziksel İstismar
  • Cinsel İstismar
  • Duygusal İstismar
  • Ekonomik İstismar
  • Çocuk İhmali

 

1.2.1.Epidemiyoloji

 

Çocuk istismarının ABD’de ki insidansı %0.49/yıl olarak bilinmektedir. Bir yılda ise 2,9 milyon vakanın raporlandığı söylenmektedir. Bu vakaların %10-70’i iskelet travması şeklinde görülmektedir. Kırıklar, yumuşak doku yaralanmalarından sonra ikinci yoğunluktaki başvuru sebebidir. Olguların %30-50’sinde ortopedi konsültasyonu gerekmektedir. Henüz tespit edilememiş istismar vakalarında tekrar gerçekleşme olasılığı %30-50’dir. Önlenemediği taktirde ciddi travmalar sonrası %5-10 ölüm riski olabilmektedir. Gerçekleşen ölümlerin %90’ı beş yaşın altında ve %41’i bebektir. Acil servise gelen üç yaş altı çocukların %10’u istismara maruz kalmış çocuklardır (Tıraşçı&Gören, 2007, 70-74).

1.2.2.Etyoloji

 

İstismar ve ihmalin sebebine ilişkin basit bir açıklama getirmek mümkün değildir. Birçok araştırmacı, anne-baba, çocuk ve çevresi ile alakalı etyolojik etkenlerin istismar ve ihmalin oluşmasında etkili olduğu görüşünü savunmaktadır. İstismar ve ihmal için, bakım sağlayana ilişkin risk etkenleri olarak; psikolojik bozukluk, madde kullanımı, sosyal destek eksikliği, çocukluk çağında iken kendisine de istismarda bulunulması gibi özellikler bildirilmektedir (Tıraşçı&Gören, 2007, 70-74).

1.3.Çocuk İstismarının Tarihi

 

Çocuk istismarının tarihi çok eski çağlara dayanmaktadır. 1883 senesinde İngiltere’de ”Çocuklara Kabalığın Önlenmesi Derneği” açılmıştır. John Caffey 1946 senesinde uzun kemik kırıkları, subdural hematom ve intraoküler kanama ile gelen altı bebeği tarif ettiği yazısını yayınlamıştır. Ancak bu yazıda sebebin travmatik olduğu düşünülse de öyküde travmanın kaynağı noktasında bir yorumda bulunulmamıştır. Tarihteki kırılma noktası ise Kempe ve arkadaşlarının 1962 senesinde sorunu ”Dövülmüş Çocuk Sendromu” olarak nitelendirdikleri yazılarıdır. 1974 senesinde Caffey ”Sallanmış Çocuk Sendromu” ifadesini literatüre sokmuş ve subdural kanamanın sebebi olarak ise sallama epizodlarını göstermiştir (Tıraşçı&Gören, 2007, 70-74).

 

1.4.Türkiye’de Çocuk İstismarı

 

Türkiye’de çocuk istismarı son on senede yaygın olarak toplumsal bir problem olarak kabul görülmeye başlanmıştır. Birçok çalışma Türkiye’deki çocukların %13,9-87’sinin fiziksel istismara maruz kaldığını göstermiştir. Fakat konu ile alakalı daha kapsamlı araştırmalar yapmadan önce istismar ve ihmal kavramlarının sosyokültürel çizgiler içerisinde tanımlanması ve boyutlarının incelenmesi gerekmektedir. Toplumumuzda dayağın bir eğitim faydası olarak kabul edilmesi ve dayağa maruz kalan çocuğun ailesi tarafından sevildiği ve terbiye edildiği düşünceleri başka toplumlara nazaran daha yüksek sayıların ortaya çıkmasının bir sebebi olarak düşünülebilir. Bir sivil toplum örgütü olarak Çocuğu İstismardan Koruma ve Rehabilitasyon Derneği (ÇİKORED) 1992 senesinde kurulmuştur ve hala çalışmalarını sürdürmektedir (Tıraşçı&Gören, 2007, 70-74).

Yazar hakkında

M.Enes Yalçın

Selamlar ben Enes. Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet ve Eğitim Fakültesi çift anadal Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık programı öğrencisiyim. Eğitim alanındaki gelişmeleri takip etmeye ve gelişmeleri sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. Acil iletişim için instagram adresim,
instagram: @enes_yalcn

Bu konuya yorum yaz